Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 15 – APOLLON’UN KÖLELİĞİ

15 – APOLLON’UN KÖLELİĞİ

Delphi’nin kuzeyinde, denizden çok uzak olmayan küçük bir kasabada, adında genç bir adam yaşardı. Kasabanın yöneticisi olduğu için ona kral denilirdi, ama krallığı o kadar küçüktü ki her yeri yürüyerek dolaşmak yarım gün alırdı. , kasabadaki herkesin adını bilirdi. Kibar ve nazik bir kral olduğu için herkes onu çok severdi.

Bir gece geç vakitte dışarıda yağmur yağarken ve dağlardan soğuk rüzgarlar eserken Admetus,’un kapısını bir dilenci çaldı. Adam sefil, kirli ve açtı. Kasabasında hiç kimse aç olmadığı için, onun uzak diyarlardan geldiğini hemen anlayabildi. Kral onu evine alıp doyurdu, adam banyo yaptıktan sonra ona sıcak bir elbise verdi ve hizmetkarlarına onun uyuyabileceği bir yer hazırlamalarını söyledi.

Sabah olduğunda Admetus adama adını sordu. Adam sadece kafasını sallayarak cevap verdi. Ardından Admetus adama evini ve ülkesini sordu, ama adam sadece “Beni kölen yap, efendim! Beni kölen yap ve izin ver sana bir yıl hizmet edeyim” diyebildi.

Genç kralın bir köleye daha ihtiyacı yoktu. Ama en zavallı dilencinin bile bu adamdan daha iyi oluğunu görünce ona acıdı ve “ İstediğini yapacağım. Sana ev, yemek ve elbise vereceğim ve sen benim kölem olacaksın ve bana bir yıl hizmet edeceksin.” dedi.

Ama bu yabancı hiçbir şey bilmiyordu, bu yüzden kralın kuzu ve keçilerine çobanlık yapması için dağlara gönderildi. Bir yıl boyunca sürülere baktı, onlara en taze suyu ve en yeşil otlakları buldu ve kurtları onlardan uzak tuttu. Admetus diğer kölelerine olduğu gibi ona karşı da çok cömertti; ona en güzel yemek ve kıyafetleri verdi. Fakat yabancı, ne adını söylüyordu ne de akrabalarından ve evinden bahsediyordu.

Bir yıl geçti geçti ve Admetus sürülerini görmek için tepeler arasında bir yürüyüşe çıktı. Birdenbire müzik sesi duydu. Öyle çobanların çaldığı türden bir şey değildi, daha önce duyduklarından daha hoş ve canlıydı. Sessin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Ve buldu! O tepede etrafında kendini dinleyen kuzularla oturan da kimdi? Onun çobanı olamazdı, değil mi?

Uzun boylu, yakışıklı bir delikanlıydı; cüppesi bir kralınkinden bile daha parlak ve güzeldi. Yüzü güneş kadar parlaktı ve gözleri şimşek gibi parlıyordu. Omzunda gümüş bir yay vardı ve belinden keskin yaylar sarkıyordu. Ellerinde altın bir lir tutuyordu. Admetus hareketsiz kaldı ve onun kim olduğunu merak ediyordu. Sonra yabancı konuştu:

“Kral Admetus, ben o doyurduğunuz ve cömert davrandığınız zavallı dilenciyim. Söylediğim gibi size bir yıl hizmet ettim ve şimdi evime gidiyorum. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?”

“Evet, bana adını söyle.” dedi Admeteus.

“Benim adım Apollon. On iki ay önce babam kudretli Zeus beni krallığından kovdu ve dünyaya arkadaşsız ve yalnız bir şekilde gönderdi. Birine bir yıl kölelik etmeden dönmememi emretti. Ben de sana geldim, sefil ve aç bir şekilde, sen beni doyurdun ve bana kıyafet verdin. Bana oğlunmuşum gibi merhametli davrandın. Seni ödüllendirmek için sana ne verebilirim?” diye cevapladı Apollon.

, ben bir insanın isteyebileceği her şeye sahibim. Sana yardım edebildiğim için çok mutluyum. Daha fazla bir şey isteyemem.” dedi kral.

“Peki, öyleyse, eğer bir gün gelir de yardımıma ihtiyacın olursa bana haber ver.” dedi Apollon.

Ve parlak prens hızlı bir şekilde uzaklaştı; giderken de çok güzel bir şarkı çalıyordu. Ve Admetus mutlu bir şekilde evine geri döndü.

Bir önceki yazımız olan 14 – GÖZDEN DÜŞMÜŞ başlıklı makalemizde Apollon, Asklepeus ve hades hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica