Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 27 – BÜYÜK DENİZ YARATIĞI

27 – BÜYÜK DENİZ YARATIĞI

çok geçmeden okyanusu aştı ve Batılı Topraklara geri geldi. Aşağısa üç Bakireleri altın ağacın etrafında dans ederken gördü, ama durmadı, çünkü Medusa’nın başı sihirli kesedeydi ve hemen eve dönmeliydi. Doğudaki denizin üzerinden uçtu ve sonra palmiye ağaçlarının, piramitlerin ve güneyden akan büyük bir nehrin olduğu bir ülkeye vardı. Burada aşağıya bakarken gözüne ilginç bir şey takıldı: deniz kenarında kayalıklara zincirlenmiş güzel bir kız ve onu yemek için uzaklardan ona doğru yüzen büyük bir deniz canavarı gördü. Hızla hemen kızın yanına uçtu ve ona konuştu, ama kız onu göremiyordu, çünkü Karanlığın Kepi kafasındaydı. Bu garip ses kızı korkuttu.

Perseus hemen kepini çıkardı ve kayanın üstüne indi. Kız, Perseus’un uzun saçlarını, güzel gözlerini ve gülen yüzünü gördüğünde onun dünyadaki en yakışıklı erkek olduğunu düşündü.
“Kurtar beni! Kurtar beni!” diye kollarını ona doğru uzatarak bağırdı kız.

Perseus kılıcını çıkartıp kızı tutan zincirleri kesti ve onu kayanın üstüne çıkardı. Ama bu arada deniz canavarı gitgide yaklaşıyordu; kuyruğuyla suyu vuruyor, çenesini öyle kocaman açıyordu ki sanki sadece Perseus ve kızı değil, durdukları kayayı bile yutacaktı. Berbat bir yaratıktı, ama Gorgon’un yarısı kadar bile korkunç değildi. Kükreyerek kıyıya doğru gelirken Perseus Medusa’nın kafasını keseden çıkardı ve yukarı kaldırdı. Yaratık korkunç yüze baktı ve hareketsiz kaldı ve olduğu yerde taşa dönüştü; insanlar bu taş yaratığın bugün halen aynı yerde görülebilineceğini söylerler.

Sonra Perseus Gorgon’un başını tekrar keseye koydu ve aceleyle kızla konuştu. Kız ona adının olduğunu ve o ülkenin kralının kızı olduğunu söyledi. Annesinin çok güzel olduğunu, güzelliğiyle gurur duyduğunu, her gün sahile inip duru suda yansıyan yüzüne baktığını ve denizde yaşan perilerden bile daha güzel olmasıyla övündüğünü anlattı. Ve devam ett; bir gün deniz perileri onu duydu ve çok sinirlendi. Denizlerin kralı Neptün’den onu cezalandırmasını istediler. Böylece Neptün kralın gemilerini yok etmesi, kıyıdaki sürüleri öldürmesi ve balıkçı barınaklarını tıkması için bir deniz canavarı gönderdi. İnsanlar o kadar çok korktular ki en sonunda Pythia’ya bu canavardan kurtulmanın yolunu sordular. Pythia onlara yıkımdan kurtulmanın tek yolunun kralın kızı ’yı canavara kurban etmeleri olduğunu söyledi.

Kral ve kraliçe Andromeda’yı çok seviyorlardı, çünkü ondan başka çocukları yoktu. Bu yüzden insanlar uzun bir süre Pythia’nın söylediklerini onlara anlatmadılar. Ama günden güne canavar onlara zarar veriyor, sadece çiftlikleri değil kasabaları da yok etmekle onları korkutuyordu. Sonunda ülkelerini kurtarmak için Andromeda’yı feda etmeyi kabul ettiler. İşte bu, onun neden deniz kenarında kayalara zincirlenip canavarın ölümcül ellerine bırakıldığının hikayesidir.

Perseus ile Andromeda konuşurken kral, kraliçe ve beraberindeki kalabalık gözyaşları içerisinde sahile geldiler. Çünkü canavarın kurbanını parçaladığını düşünüyorlardı. Ama onun sağ olduğunu ve yanında duran yakışıklı genç tarafından kurtarıldığını anladıklarında çok sevindiler. Perseus, Andromeda’nın güzelliğinden o kadar etkilendi ki henüz bitirmediği görevini tamamen unuttu. Kral ona kızını kurtarmasının karşılığı olarak ne istediğini sordu şöyle dedi:

“Bana onu ver, karım yapayım.”

Bu cevap kralı çok memnun etti ve yedinci gün Perseus ile Andromeda kralın malikanesinde evlendiler. Büyük bir zifayet vardı ve herkes çok mutluydu. Sonrasında iki genç, palmiyeler ve piramitler diyarında mutlu bir şekilde yaşadılar. Dağlardan denize kadar her yerde, Persues’un cesaretinden ve Andromeda’nın güzelliğinden başka hiçbir şey konuşulmadı.

Perseus annesini unutmamıştı; güzel bir yaz günü o ve Andromeda gemiyle evine doğru yolculuğa çıktı. Sihirli Terlikler hem onu hem de gelini taşıyamazdı. Gemi yıllar önce ahşap sandığın karaya vurduğu topraklara vardı ve Perseus geliniyle birlikte kasabasına doğru yürüdü.

Ülkenin kötü kralı, ’yı evlenmeye ikna etme çabalarından bir an bile vazgeçmemişti, ama onu hiç dinlemiyordu. Kral ısrar ettikçe ondan daha da nefret ediyordu. Kral ona sahip olamayacağını anladığında onu öldüreceğini ilan etti ve ilk sabah onun canını kılıcıyla almak için yola koyuldu.

Perseus ve Andromeda kasabaya geldiklerinde onları kim karşılayacaktı? Annesi, Zeus’un sunağına kaçmıştı ve onu öldürmek isteyen kral da ardından gitmişti. Danae o kadar çok korkmuştu ki Perseus’un geldiğini görmedi ve tek güvenli yer olan sunağa kuştu. Çünkü o ülkede kral dahil hiç kimse Zeus’un sunağına sığınan birine zarar veremezdi.

Perseus, kralı çıldırmış bir şekilde annesinin peşinden giderken gördüğünde, hemen onun önüne atladı ve ona durmasını söyledi. Fakat kral durmadı ve kılıcını hızla ona savurdu. Perseus kendini kalkanıyla korudu ve bir anda Medusa’nın başını sihirli keseden çıkardı.

“Sana söz verdiğim gibi hediyeni getirdim. Al!” diye bağırdı.

Kral ona baktı ve o anda kılıcı havada, yüzündeki o öfke ve ihtiras dolu berbat bakışıyla taşa dönüştü.

Adadaki insanlar olanları duyduklarında çok mutlu oldular, çünkü hiç kimse kralı sevmiyordu. Perseus’un eve dönmesine ve yanında güzel karısı Andromeda’yı getirmesine de çok sevindiler. Daha sonra kendi aralarında defalarca konuştuktan sonra Perseus’a kralları olmasını istediklerini söylediler. Perseus onlara teşekkür etti ve sadece bir günlüğüne krallık yapacağını, daha sonra krallığı birine vereceğini, çünkü annesini Argos’taki gerçek evine ve akrabalarının yanına götürmek istediğini söyledi.

Perseus bir gün sonra krallığı, kendisini ve annesini denizden kurtaran yardımsever adama verdi. Sonra Andromeda ve Danae ile birlikte gemiye bindi ve Argos’a doğru denize açıldı.

Bir önceki yazımız olan 26 – PERSEUS MEDUSA'NIN BAŞINI KESTİ başlıklı makalemizde Gorgonlar, Karanlığın Kepi ve Medusa hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica