Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 32 – ORMANDA AV

32 – ORMANDA AV

Yarışma günü geldiğinde ’da büyük bir kalabalık toplandı. Dünyanın en cesur kahramanları oradaydı; hepsi silahlarını kuşanmış, korkunç domuzu avlamayı bekliyordu. Avcıların arasında ok, yay ve uzun mızraklarla kuşanmış, uzun boylu bir kadın vardı. Bu avcı arkadaşımız idi.

“Kızlarım bahçede top oynuyorlar. Sen de elindekileri bırakıp onlar oynamak istemez misin? dedi yaşlı .

Atalante çenesini kaldırıp başını salladı.

“Belki de kraliçeyle kalıp dokuma yapan kadınları seyretsen daha iyi olur.” dedi Kral.

“Hayır. Avcılarla beraber vahşi domuzu avlamaya ormana gidiyorum.” diye cevapladı Atalante.

Herkes şaşkına dönmüştü! Bir kızın avcılarla domuz avlamaya gittiğini daha önce hiç kimse duymamışlardı.

“O giderse, ben gitmem.” dedi bir avcı.

“Ben de gitmem. “ dedi bir diğer avcı.

“Ben de!” dedi üçüncüsü. “Tüm dünya bize gülecek ve asla susmayacaklar.”

Birçoğu kralı eve geri dönmekle tehdit ettiler. Kraliçe ’nın kardeşleri avcılığın erkek işi olduğunu, çelimsiz kızlara göre olmadığını söylediler.

Fakat Atalante mızrağını sıktı ve ayağa kalktı; dimdik ve sert bir şekilde malikanenin girişinde durdu. O anda yakışıklı bir adam öne çıktı. O, ’in ta kendisiydi.

“Bu da nedir? Kim Atalante’nin ava gidemeyeceğini söylüyor? Yoksa sen, onun senden daha cesur olmasından mı korkuyorsun? Sizi kahraman gençler! Tüm korkaklar hemen şimdi evine dönsün.” dedi Meleager.

Ancak hiç kimse gitmedi ve Atalante de kendine bir yer buldu. Ama Kraliçe Althaia’nın kardeşleri söylenmeye ve şikayet etmeye devam etti.

Dokuz gün boyunca kahramanlar ve avcılar Kral Oineus’un malikanesinde ziyafet çekti ve onuncu günün sabahı erkenden ormana doğru yola çıktılar. Çok geçmeden vahşi domuzu buldular ve domuz hemen onlara saldırdı. Kahramanlar korkudan ağaçların arkasına saklandılar. Domuz bir açıklığın tam ortasında durdu ve ayaklarını yere sürttü. Beyaz azı dişleri ağzının iki yanında dışarı fırladı. Gözleri ateş gibi parladı ve o kadar korkunç bir şekilde gürledi ki dağlar taşlar inledi.

Kahramanlardan biri domuza mızrak fırlattı. Ama bu onu daha da kızdırdı ve kahramanın üzerine doğru koştu ve dişleriyle onu öldürdü. Başka bir kahraman saklandığı yerden bir girişimde bulundu, ama o da öldürüldü. En tecrübeli kahramanlardan biri mızrağını kaldırdı ve var gücüyle domuza fırlattı, ama mızrak domuzun aklın derisinden sekip diğer tarafta duran başka bir kahramanın kalbine saplandı. Domuz gitgide herkesi öldürüyordu.

Sıra Atalante’ye geldiğinde mızrağını fırlattı. Mızrak domuzun sırtına battı ve kan fışkırdı. Bir kahraman yayını gerdi ve domuzu gözünden vurdu. Sonra Meleager mızrağını fırlattı ve domuzun kalbinden vurdu. Domuz artık ayakta duramıyordu, biraz daha mücadele etti ve sonunda öldü.

Kahramanlar yaratığın kafasını kestiler. O kadar ağırdı ki altı kişi onu taşıyabildi. Sonra derisini yüzüp onu Meleager’e ödül olarak sundular, çünkü ölümcül vuruşu o yapmıştı. Fakat Meleager şöyle dedi:
“Bu onur Atalante’ye aittir, çünkü yaratığa ilk darbeyi o vurmuştur.” ve yaratığın derisini ona verdi.

O anda Atalante’yi görmeliydiniz; sol omzundan aşağı sarkan domuz derisi ile ağaçların arasında duruyordu. Daha önce hiç bu kadar ormanlar kraliçesi gibi görünmemiştir. Fakat Kraliçe Althaia’nın kaba kardeşleri, onun ödülü kazanmasına çok sinirlendiler ve sorun çıkarmaya başladılar. Kardeşlerden biri Atalante’nin mızrağını elinden aldı ve ödülü omuzundan yere attı; diğeri onu sert bir şekilde itti ve Arkadaia’ya geri dönüp dağlarda ayılarla birlikte yaşamasını söyledi. Tüm bunlar Meleager’i kızdırdı. Meleager amcalarından mızrak ve ödülü geri verip kaba konuşmalarına bir son vermelerini istedi. Ama onlar daha da çirkinleştiler ve Meleager’e saldırdılar. Eğer Meleager kılıcına davranıp kendini korumasaydı, onu öldürebilirlerdi. Ve aralarında kavga başladı, kaba kardeşler kör gibi kılıçlarını sağa sola savuruyordu. Çok geçmeden ikisi de yere yıkıldı. Kavgayı görmeyenler onların Meleager tarafından öldürüldüğünü söyledi, ama ben bu kör dövüşte kendilerini öldürdüklerine inanmayı yeğlerim.

Herkes şehre dönüş yoluna koyuldu. Kimisi domuzun devasa kafasını taşıdı, kimisi diğer yerlerini. Bazıları da yeşil dallardan tabutlar yapıp ölenlerin bedenlerini taşıdı. Aslında çok garip bir cenaze alayı vardı.

Meleager’den hoşlanmayan genç bir adam, önden gidip herkesten önce şehre vardı. Kraliçe Althaia malikanenin girişinde bekliyordu ve onu gördüğünde ormanda neler olduğunu sordu. Genç adam hemen Meleager’in kraliçenin kardeşlerini öldürdüğünü anlattı, çünkü kraliçenin kardeşlerini çok sevdiğini iyi biliyordu. Kraliçe kötü haberi duyduğunda fenalaştı, titredi, saçlarını yoldu, odadan odaya koşturdu. Adeta aklını yitirmişti, ne yaptığını bilmiyordu.

O zamanlarda eğer bir yakınınız öldürülürse onun öcünü almak bir gelenekti. Bu yüzden kraliçenin tek düşüncesi kardeşlerinin katilini cezalandırmaktı. O kadar delirmişti ki Meleager’in kendi oğlu olduğunu bile unutmuştu. Sonra aklına üç Kader Tanrıçası ve yıllar önce sandığa kilitlediği dal parçası geldi. Hemen sandığa koştu ve dal parçasını şöminedeki ateşe attı.

Dal parçası hemen tutuştu ve kraliçe onun yanışını seyretti. Sonra dal küle dönüştü ve son kıvılcım da söndüğünde Atalante’nin yanında yürüyen soylu Meleager yere yığıldı ve öldü.

Altahaia haberi duyduğunda hiçbir söz etmedi, çünkü ne yaptığını biliyordu, ama kalbi buruktu. Yavaşça uzaklaştı ve odasına gitti. Kral birkaç dakika sonra eve geldiğinde onun ölü vücudunu buldu.

Kalidon ormanlarındaki av böylece sona erdi.

Bir önceki yazımız olan 31 – TANRILARDAN BİRİNİ UNUTTULAR başlıklı makalemizde Av Kraliçesi Diana, Kalidon ve Kral Oineus hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica