Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 35 – ŞEHRİN ADI NE OLACAK?

35 – ŞEHRİN ADI NE OLACAK?

     Yavaş yavaş mağaraların yerini düzenli evleri ve pazaryeri ile küçük bir kasaba aldı. Etrafına dayanıklı bir sur çekildi, ovaya inen bir patikaya bağlanan dar bir giriş yapıldı. Ama bu yerin bir adı yoktu.

     Bir sabah kral ve bilge kişiler pazaryerinde oturmuş, kasabayı nasıl zengin ve kuvvetli bir şehir haline getireceklerini düşünürlerken sokakta gezen iki yabancı gördüler. Kapıdaki koruma onları içeri girerken görmemişti; daha önce hiç kimse o görmeden dar patikadan içeri girmemişti. Ama içerideki iki yabancı vardı. Birisi erkek diğeri kadındı ve o kadar uzun boylu ve soyluydular ki onları gören herkes merak içerisinde hiç konuşmadan hareketsiz bir şekilde kaldılar.

     Adam vücuduna sarılı yeşilli morlu bir cüppe giyiyordu ve elinde üç sivri uçlu mızrak gibi bir şey tutuyordu. Kadın güzel değildi, ama harika gri gözleri vardı ve bir elinde mızrak diğerinde ise garip bir işçiliğe sahip kalkan taşıyordu.

“Bu şehrin adı nedir? diye sordu adam.

İnsanlar meraklı gözlerle ona baktı, çünkü dediğini hiç anlamamışlardı. Sonra yaşlı bir adam söyle dedi:

“Bir adı yok. Bu tepede yaşayan insanlar olarak bize Kranah denilirdi, fakat geldiğinden beri o kadar çok yoğunuz ki isim düşünecek zaman bulamadık.”

“Öyleyse bu Kral Kekrops nerede?” diye sordu kadın.

“Bilge kişiler ile birlikte pazaryerinde.” diye cevaplandı.

“Bizi hemen ona götür.” dedi adam.

Kekrops iki yabancının pazaryerine geldiğini görünce ayağa kalktı ve konuşmalarını bekledi. İlk önce adam konuştu:

“Benim adım ve ben denizleri yönetirim.” dedi.

“Benim adım da ve insana bilgeliği ben veririm.” dedi kadın.

“Kasabanızı büyük bir şehre dönüştürmeyi planladığınızı duydum ve size yardıma geldim. Buraya benim adımı verin ve beni koruyucunuz ve hakiminiz yapın, dünyanın bütün zenginliği sizin olsun. Dünyanın her yerinden gemiler size mal, altın ve gümüş getirecek; denizlerin hakimi olacaksınız.” dedi Neptün.

“Amcam size çok güzel tekliflerde bulundu, ama beni de dinleyin. Şehrinize benim adımı verin ve beni koruyucunuz yapın. Ben size altının bile alamayacağı şeyi vereceğim; size şu an bilmediğiniz binlerce şeyi yapmayı öğreteceğim. Şehriniz en çok sevdiğim yer olacak ve size insanoğlunun aklını ve kalbini sonsuza dek etkileyecek olan bilgeliği vereceğim.” dedi Athena.

Kral onları başıyla selamlayıp pazaryerine toplanan halkına döndü ve sordu:

“Bu ulu varlıklardan hangisini şehrimizin koruyucusu ve hakimi olarak seçeceğiz? Neptün bize zenginliği öneriyor; Athena bilgeliği öneriyor. Hangisini seçeceğiz?”

Neptün ve zenginliği!” diye bağırdı çoğu.

Athena ve bilgeliği!” diye bağırdı diğerleri.

Nihayetinde bir anlaşma olamayacağı çık açıktı, öğütleri her zaman dinlenen yaşlı bir adam ayağa kalktı ve konuştu:

“Bu ulu varlıklar bize sadece vaatlerde bulunuyorlar ve bize bizim bilmediğimiz şeyler i sunuyorlar. Aramızda zenginliğin veya bilgeliğin ne olduğunu kim biliyor ki? Eğer şimdi burada bize elle tutup gözle görebileceğimiz gerçek bir hediye verirlerse seçimi daha iyi yapabiliriz.”

“Bu çok doğru! Doğru! diye bağırdı insanlar.

“Peki, öyleyse, şimdi burada size birer hediye vereceğiz ve siz de seçimi yapacaksınız.” dedi yabancılar.

İlk hediyeyi Neptün verdi. Tepenin en yüksek noktasına çıktı, böylece insanlar onun gücünü görebileceklerdi. Üç uçlu mızrağını havaya kaldırdı ve büyük bir kuvvetle onu yere vurdu. Şimşek çaktı, yer sallandı ve tepeden aşağıya ikiye ayrıldı. Sonra yarıkların arasından harika bir yaratık çıktı; süt kadar beyaz, ince uzun bacaklı, yeleli ve ipek kuyruklu.

İnsanlar saha önce böyle bir şey görmemişlerdi, onun bir tür ayı veya kurt olduğunu ve insanları öldürmek için yarıktan dışarı çıktığını düşündüler. Bazıları kaçıp evlerine saklandı, bazıları surlara tırmandı, bazıları da silahlarını aldı. Fakat insanlar, onun Neptün’ün yanında sakin bir şekilde beklediğini gördüklerinde rahatladılar ve onun güzelliğine daha yakından şahit olmak için bulundukları yerden çıkıp yanaştılar.

“Benim hediyem budur. Bu hayvan sizin ağır yüklerinizi taşıyacak, arabalarınızı sabanlarınız çekecek, sizi sırtında taşıyacak ve onunla rüzgardan daha hızlı koşacaksınız.” dedi Neptün.

“Onun adı nedir?” diye sordu kral.

“Onun adı At.” diye cevapladı Neptün.

Sonra Athena geldi. Çocukların akşamları oyunlar oynadığı yeşil bir alanda bir müddet bekledi. Ve mızrağının ucunu toprağa sapladı. Birden müzik sesi gelmeye başladı ve topraktan ince dallı, koyu yeşil yapraklı, beyaz çiçekli ve yeşil meyveli bir ağaç çıktı.

“Benim hediyem budur. Bu ağaç acıktığınızda size yemek verecek, sıcaktan bayılmak üzere olduğunuzda size korunak olacak, şehrinizi güzelleştirecek ve meyvesinin yağı tüm dünya tarafından aranır hale gelecek.” dedi Athena.

“Onun adı nedir?” diye sordu kral.

“Zeytin.” dedi Athena.

Ardından kral be bilge adamlar iki hediye hakkında tartışmaya başladılar.

“Atın bize yarar sağlayacağını sanmam.” dedi daha önce de konuşan yaşlı adam.

“Bizim ne arabamız var ne da sabanımız, dahası biz onların ne olduğunu bile bilmiyoruz. Zaten kim bir yaratığın sırtına oturmak ister ya da rüzgardan hızlı olmak? Ama Zeytin bize ve çocuklarımıza sonsuza dek sürecek güzellik ve neşe getirecek.”

“Hangisini seçeceğiz?” Kral halkına dönerek sordu.

“En güzel hediyeyi Athena verdi ve biz Athena ve bilgeliği seçiyoruz.” diye bağırdı halk hep birlikte;

“Öyle olsun. Bundan böyle şehrimizin adı ’dır.” dedi kral.

O günden sonra kasaba büyüdü ve yayıldı, çık geçmeden her yer insanla doldu. Düzlüklere evler kuruldu, denize çıkan beş kilometre uzunluğunda büyük bir yol yapıldı, artık tüm dünyada Atina’dan daha güzel bir şehir yoktu.

Eski Pazar yerine Athena için bir tapınak yapıldı; bu tapınağın kalıntıları halen görülebilmektedir. Zeytin ağacı büyüdü ve meyve verdi; eğer Atina’ya giderseniz insanlar size ağacın tam nerede olduğunu göstereceklerdir. Bu ağaçtan yeni ağaçlar türedi ve çok geçmeden Yunanistan ve etrafındaki diğer ülkeler için zeytin bir nimet haline geldi. Ata gelince, o kuzeye ovaların ardına kaçtı ve sonunda Peneios Nehri’nin ötesindeki Thesselia topraklarında kendine bir ev buldu. Duyduğuma göre dünyadaki tüm atlar Neptün’ün kayalar arasından çıkardığı attan türemişler; ama bunun doğruluğu elbette şüphelidir.

Bir önceki yazımız olan 34 – İLK KRAL KEKROPS başlıklı makalemizde Kekrops hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica