Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 37 – THESEUS TAŞI KALDIRDI VE KILIÇ VE TERLİKLERİ BULDU

37 – THESEUS TAŞI KALDIRDI VE KILIÇ VE TERLİKLERİ BULDU

     Yıllar geldi geçti, ama denizin diğer tarafındaki kocasından hiç haber alamadı. sık sık dağa çıkar, tüm gün orada oturur, mavi suları ve ufku seyrederdi. Bazen beyaz yelkenli geminin gelip geçtiğini görürdü, ama insanlar onun Giritli bir gemi olduğunu ve korkunç savaşçılarla dolu olduğunu söylerlerdi. Sonra bir söylenti yayıldı; Kral Minos Atina’nın tüm gemilerini ele geçirmiş, şehri yakmış ve insanları kendisine haraç vermeye zorlamış. Ne yazık ki bundan başka hiçbir haber alamadı.

     Bu arada Aitra’nın bebeği uzun boylu, kırmızı yanaklı, aslan kadar kuvvetli bir delikanlı oldu. Aitra ona adını verdi. on beş yaşına girdiğinde annesiyle birlikte dağın tepesine gitti ve denize baktı.

     “Ah, keşke baban gelse!” diye iç çekti Aitra.

     Babam mı? Benim babam kim? Neden hep denize bakıyorsun? Neden onu bekliyorsun? Neden onun gelmesini istiyorsun?

     Bana onu anlatsana.” dedi Theseus

     “Çocuğum, şuradaki yosun ve sarmaşıkla kaplı, yarısı yere gömük büyük taşı görüyor musun? Onu kaldırabilir misin?” diye cevapladı Aitra.

     “Denerim, anneciğim.” dedi Theseus ve parmaklarını taşın altına sokup onu köşelerinden kavradı, nefesini kesilip kolları ağrıyıncaya ve tüm vücudu terle kaplanıncaya dek kuvvetle kendine doğru çekti, ama taş yerinden bile oynamadı. Ve şöyle dedi: “Bu görev benim için çok zor. Daha fazla güçlenmem gerek. Neden benden onu kaldırmamı istiyorsun?”

     “Onu kaldıracak kadar güçlendiğinde, sana babanla ilgili her şeyi anlatacağım.” dedi Aitra.

     Bu olaydan sonra Theseus her gün koşma, atlama, fırlatma ve kaldırma egzersizleri yaptı ve her gün bir taşı yerinden kaldırdı. Önceleri sadece hafif taşları kaldırabildi ve onu görenler çalışmaktan kızaran yüzüyle alay ediyordu, ama o taşı kaldırıncaya kadar asla pes etmiyordu. Yavaş yavaş güçlenmeye başladı, kasları demir gibi sertleşti, kolları kaldıraç gibi kuvvetli hale geldi. Bir sonraki doğum gününde annesiyle birlikte dağa çıktı ve tekrar büyük taşı kaldırmayı denedi. Ama taş yerinden hiç kıpırdamadı.

     “Daha yeterince kuvvetli değilim, anne.” dedi.

     “Sabırlı ol, oğlum.” dedi Aitra.

     Böylece Theseus tekrar koşmaya, atlamaya, kaldırmaya başladı. Güreş yaptı, vahşi atları evcilleştirdi, dağlardaki aslanları avladı; gücü ve çabukluğu herkesin ilgisini çekti ve yaşlı Troezen bu gencin kahramanlıklarıyla doldu taştı. On yedinci doğum gününde tekrar denedi, ama taşı yine kaldıramadı.

     “Sabırlı ol, evladım.” dedi Aitra, ama bu sefer gözlerinde yaş vardı.

     Theseus tekrar çalışmaya başladı; kılıç kullanmayı, baltayla dövüşmeyi, büyük ağırlıkları kaldırmayı ve dev kütükleri taşımayı öğrendi. İnsanlar Herkül’den beri böylesi bir gücün vücut bulmadığını söylediler. Theseus, bir yaş daha büyüdüğünde tekrar annesiyle dağa çıktı, durdu ve taşı kavradı ve taş teslim oldu. Taşı yerinden kaldırdığında, altında bronz bir kılıç ve bir çift altın terlik buldu ve onları annesine verdi.

     “Şimdi bana babamı anlat.” dedi

     Aitra uzun zamandır beklediği anın geldiğini biliyordu ve kılıcı oğlunun beline taktı, terlikleri de ayağına giydirdi. Ve ona babasını anlatmaya başladı; neden onları Troezen’de bırakıp gittiğini ve gitmeden önce oğlunun taşı kaldıracak kadar güçlü olduğunda kılıcı ve terlikleri alıp onu Atina’da bulmasını söylediğini anlattı.

     Theseus bunları duyduğunda çok mutlu oldu ve gururla dolu gözleri birden parlamaya başladı ve şöyle dedi: “Ben hazırım, anne; Atina’ya gitmek için derhal yola çıkacağım.”

     Böylece ’a olanları anlatmak için dağdan aşağıya indiler ve kılıç ile terlikleri gösterdiler. Ancak yaşlı adam kafasını üzgün bir şekilde salladı ve Tehseus’un kararını değiştirmeye çalıştı.

     “Böylesi kötü bir zamanda nasıl Atina’ya gidebilirsin? Deniz korsanlarla dolu. Aslında on sekiz yıl önce baban insanlarına yardıma gittiğinden beri hiçbir gemi Troezen’den Saronik Denizi’ne açılmadı.” dedi yaşlı adam.

     Bu sözlerin Theseus’u daha da yüreklendirdiğini anlayınca şöyle devam etti: “Ama gitmek zorundaysan eğer senin için bir gemi yaptıracağım, sadık, dayanıklı ve hızlı; ve Troezen’in en cesur yirmi genci seninle gelecek; iyi bir rüzgar ve korkusuz kalpler sana eşlik ederse korsanlardan kaçarsın ve sağ salim Atina’ya ulaşırsın.”

     “En tehlikeli yol hangisi? Gemiyle gitmek mi yoksa büyüğü karanın etrafından dolaşarak yürümek mi? diye sordu Theseus.

     “Denizyolu yeterince tehlikelerle dolu, karayolu ise on kat daha fazla tehlikelerle çevrili. Yollar yi olsa ve karşınıza hiçbir engel çıkmasa bile, yolculuk çok uzayacak ve günlerce sürecek. Ayrıca önünüze tırmanılacak engebeli dağlar, geçilecek geniş bataklıklar, yürünecek karanlık ormanlar çıkacak. Bu vahşi bölgede ne yürüyebileceğiniz bir patika var ne de dinlenip korunabileceğiniz bir yer. Ve ormanlar vahşi yaratıklarla doludur. Bataklıklarda korkunç ejderhalar, dağlarda da birçok zalim soyguncu devler saklanır.”

     “Pekala, madem karada denizden daha çok tehlike var, ben de karadan giderim hem de hemen.” dedi Theseus.

     “Ama yanına en az elli genç adam alacaksın, değil mi?” dedi Kral Pitheus.

     “Hiç kimse benimle gelmiyor.” dedi Theseus ve ayağa kalktı, kılıcını kabzasından çıkardı ve korkmadığını gösterir bir şekilde güldü. Söyleyecek bir şey kalmadığında annesini öptü, büyük babasına hoşça kal deyip batıya ve kuzeye uzanan hiç kimsenin daha önce yürümediği sahile doğru gitmek için Troezen’den ayrıldı. Dualarla be gözyaşlarıyla kral ve Aitra ona şehrin kapılarına kadar eşlik etti ve deniz kıyısını sınırlayan ağaçlar arasında kayboluncaya kadar onun ardından baktılar.

Bir önceki yazımız olan 36 – AEGEUS VE AITRA başlıklı makalemizde Aegeus, Aitra ve Kral Pitheus hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica