Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 40 – THESEUS VE PROKRUSTES

40 – THESEUS VE PROKRUSTES

Atina’ya otuz kilometreden daha az yol kalmıştı, ama yol oraya Parnes Dağları’ndan gidiyordu; kayaların arasından yukarı ve aşağı birçok ağaçlık vadiden dolanan dar bir patika vardı. bundan daha kötü ve tehlikeli yollar görmüştü, bu yüzden cesurca yoluna devam etti ve yolculuğunun sonuna yaklaştığı düşüncesi onu mutlu ediyordu. Fakat dağlar arasında ok yavaş yürüyordu ve bazen de doğru patikadan gittiğinden emin değildi. Hiç ağacın olmadığı geniş bir yeşil vadiye geldiğinde güneş batmak üzereydi. Vadinin ortasında küçük bir nehir akıyordu ve her iki yanında sığırların otladığı yeşil otlaklar vardı; yakınlardaki yamacın yarısı ağaçlarla örtülüydü, orada duvarlarından ve çatısından asmalar sarkan büyük bir taş ev vardı.

Theseus bu güzel ama tenha yerde kimin yaşadığını merak ederken evden bir adam çıktı ve onu karşılamak için yola geldi. İyi giyimli birisiydi ve yüzü gülümsemeyle kaplıydı; Theseus’a selam verdi ve nazik bir şekilde onu evine davet etti ve o gece onu ağırladı.

“Burası ıssız bir yer ve buradan yolcular pek sık geçmez. Fakat beni misafir ağırlamak, onara yemek vermek ve onların gördüklerini be duyduklarını dinlemek kadar hiçbir şey mutlu edemez. Gel hadi, benimle yemek ye ve evimde kal, harika bir yatakta uyuyacaksın –bir yatak ki her misafire uyar ve her misafirin hastalıklarını iyileştirir.” dedi adam.

Theseus adamın tavrından çok etkilendi, aç ve yorgun olduğu için onunla eve gitti, kapının yanındaki bağların altında oturdu ve adam şöyle dedi:

“Şimdi içeri gireceğim ve senin için yatağı hazırlayacağım, uzanıp dinlenebilirsin sonra da masama gelip benimle yemek yiyebilirsin. Ve ben de senin bana anlatacağın hoş hikayeleri dinlerim.”

Adam içeri gittiğinde Theseus etrafa bakındı. Evin zenginliğine çok şaşırdı; her oda altın, gümüş ve güzel eşyalarla süslü gibi görünüyordu, çünkü orası aslında bir prens için hazır tutulan bir yerdi. Etrafına şaşkınlıkla bakınırken önündeki asmaların arasında güzel yüzlü bir kız göründü.

“Soylu yabancı, efendimin yatağına yatma, çünkü yatanlar asla uyanamadı. O dönmeden vadiye kaç ve ormanın derinliklerine saklan, yoksa bir daha asla kaçamazsın.” diye fısıldadı kız.

“Korkmam gereken efendin de kim, güzel kız?” diye sordu Theseus.

“İnsanlar ona veya Gerici der. O bir hırsız. Dağda gezen her yolcuyu buraya getirir. Demir yatağına yatırır. Onların her şeyini çalar. Bu eve giren hiç kimse dışarı çıkamadı.” Dedi kız, hızlı ve kısık bir sesle konuştu.

“Neden ona Gerici diyorlar? Ve onun demir yatağı da nesi?” diye sordu Theseus hiç endişelenmeden.

“Sana tüm misafirlere uyar demedi mi? Çoğunlukla uyduğu da doğrudur. Ama eğer yolcu çok uzunsa, Prokrustes yatağa tam gelinceye kadar onun bacaklarını keser; eğer çok kısaysa, çoğu yolcuda olduğu gibi, kollarından bacaklarından iplerle yatağa tam gelinceye kadar çeke çeke uzatır. Bu yüzden insanlar ona Gerici derler.” dedi kız.

“Sanırım bu Gerici’yi daha önce duymuştum.” dedi Theseus ve Eleusis’te birinin onu Parnes tepelerinde gezinen ve yolcuları evinde ayartan kurnaz soyguncu Prokrustes hakkında uyardığını hatırladı.

“Şist! Şişt! O geliyor, duyuyorum” diye fısıldadı kız ve yaprakların arasına saklandı.

Hemen ardından Prokrustes kapıda belirdi, sanki insanlara hiç zarar vermiyormuş gibi masum Gülümsüyordu.

“Sevgili genç arkadaşım, yatak hazır ve sana yolu göstereceğim. Hoş bir uyku çektikten sonra birlikte yemek yiyeceğiz ve sen bana yolculuğun esnasında gördüğün harika şeyleri anlatacaksın.” dedi soyguncu.

Theseus ayağa kalktı ve ev sahibini takip etti. Odaya girdiklerinde içeride demirden bir karyola ve üstünde yumuşak bir yatak vardı; sanki onu yatıp dinlenmeye davet ediyordu. Fakat Theseus, etrafına bakınırken, perdelerin arasında saklı balta ve sinsi makaralara bağlı ipleri gördü ve yerdeki kan lekelerini de.

“Şimdi, sevgili genç arkadaşım. Sen uzanıp rahatına bakmanı rica ediyorum, çünkü çok uzaklardan geldiğini ve uyuyup dinlenmek istediğini çok iyi biliyorum. Uzan, sen mışıl mışıl uyurken ben seni rahatsız edecek en ufak bir sesin bile olmaması için özen göstereceğim.” dedi Prokrustes.

“Senin harika yatağın bu mu?” diye sordu Theseus.

“Evet ama senin yatman gerek ve o kendini sana uygun hale getirecek.” diye cevapladı Prokrustes.

“Önce sen yatmalısın, bakayım sana nasıl uygun hale gelecek.” dedi Theseus.

“Hayır, olamaz, çünkü büyü bozulur.” dedi Prokrustes ve konuşurken yüzü sarardı.

“Sana yatmalısın dedim” dedi Theseus ve titreyen adamı tuttuğu gibi yatağa fırlattı. Adam yatağa düşer düşmez sinsi demir kelepçeler çıktı ve onu kollarından ayaklarından yakalayıp yatağa bağladı, böylece adam ne elini ne de kolunu oynatabildi. Adam perişan bir halde titriyor ve merhamet dileniyordu, ancak Theseus onun başında durdu ve gözlerinin içine bakarak:

“Senin misafirlerini yatırdığın yatak bu mu?” diye sordu.

Prokrustes tek bir kelime bile söylemedi. Sonra Theseus baltayı, ipleri ve makaraları getirdi; onların ne işe yaradığını ve neden onları sakladığını sordu. Prokrustes hala konuşmuyordu, sadece titreyip sızlanıyordu.

“Senin yüzlerce yolcuyu evine çekip soyduğun doğru mu? Onları bu yatağa bağlayıp sonra da demir karyolaya uydurmak için y onların ayaklarını doğradığın ya da onları çeke çeke gerdiğin doğru mu? Konuş dedim, doğru mu? dedi Theseus.

“Doğru! Doğru! Ve şimdi başımın üstündeki kola yavaşça dokun ve bırak beni, sana sahip olduğum her şeyi veririm.” dedi hıçkıra hıçkıra ağlarken Prokrustes.

Fakat Theseus onu dinlemedi ve odadan çıkarken şöyle dedi: “Benim için ve diğerleri için kurduğun kapana yakalandın. Merhamet göstermeyen merhamet bulamaz.” Ve onu kendi zalim makinesinde ölüme terk etti.

Theseus evin içinde gezinirken Prokrustes’in eline düşen yolculardan çaldığı altın, gümüş e değerli eşyalar buldu. Sonra yemek odasına gitti, orada kralların bile görmediği yemekler, içecekler ve lezzetli şeylerle dolu bir masa vardı; ancak masada sadece bir sandalye ve bir tabak vardı; onlar da ev sahibi içindi, misafir için ise hiçbir şey yoktu.

Sonra Theseus’un güzel yüzünü asmaların arasından gördüğü genç kız koşarak eve geldi ve dünyayı zalim Prokrustes’ten kurtardığı için genç kahramanın ellerine sarıldı, ona şükranlarını sundu ve çok teşekkür etti.

“Çok değil, bir ay önce, zengin bir Atinalı tüccar olan babam Eleusis’e gidiyordu ve ben de onunlaydım, yeşil ormanlardaki mutlu ve tasasız kuşlar gibiydim. Ama bu soyguncu bizi evine çekti, çünkü yanımızda çok fazla altın vardı. Babamı demir yatağına yatırdı, beni de kölesi yaptı.” dedi genç kız.

Sonra Theseus Prokrustes’un zorla çalıştırdığı tüm ev halkını çağırdı, onlara eşyaları dağıttı ve artık istedikleri yere gitmekte özgür olduklarını söyledi.

Bir önceki yazımız olan 39 – THESEUS KRAL İLE GÜREŞİYOR başlıklı makalemizde Eleusis, Kerkyon ve Theseus hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica