Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 41 – THESEUS ATİNA’YA ULAŞTI

41 – THESEUS ATİNA’YA ULAŞTI

dağların, tepelerin arasından yoluna koyuldu ve sonunda Atina’ya ulaştı. Soylu şehri ve ortasında yükselen Athena’nın Tapınağı’nı gördü. Biraz ötede kralın malikanesinin beyaz duvarları görünüyordu.

Theseus şehrin sokaklarında yürürken herkes bu uzun boylu, yakışıklı gencin kim olduğunu merak ediyordu. Ancak Theseus’un ünü kendisinden önce şehre gelmişti ve kulaktan kulağa onun dağlardaki soyguncuları öldüren, ’te ile güreşen ve Prokrustes’, kendi tuzağında yakalayan kahraman olduğu yayılmıştı.

“Hadi canım sen de!” dedi etle dolu arabasını pazara götüren bir kasap.

“Bu gençse olsa olsa kadınlara hoş şarkılar söyleyen biri olur; soyguncularla dövüşmek, devlerle güreşmek kim o kim.”

“Şunun ipek gibi siyah saçlarına bak!” dedi birisi.

“Ve şu kız gibi yüzüne!” dedi diğeri

“Ve ayaklarına kadar sarkan ceketine de!” dedi üçüncü kişi.

“Ve altın terliklerine!” dedi dördüncü kişi.

“Ha! Ha” diye güldü birincisi; “Bahse girerim, o hayatında on kilo bile kaldırmamıştır. Onun gibi birinin yaşlı Skiron’u uçurumdan attığını bir düşünün! Saçmalık!”

Theseus yolda yürürken tüm bu söylenenleri duydu ve haliyle biraz sinirlendi, ama o Atina’ya kasaplarla ağız dalaşı yapmak için gelmemişti. Hiçbir şey söylemeden önündeki arabaya doğru yürüdü ve daha sürücüsü onun geldiğini fark etmeden arabanın üstündeki kesik et parçasını tuttuğu gibi ötedeki bahçedeki evin çatısının üstünden fırlattı. Aynısını ikinci, üçüncü ve dördüncü arabadaki etlerle de yaptı. Sonra da arkasını dönüp yoluna devam etti; hayrete kapılmış kasaplar bir çift laf bile etmeden onun gidişini izlediler.

Theseus dik, kayalık tepeye giden merdivenleri çıktı ve babasının malikanesine yaklaştıkça kalbi daha da hızlı atmaya başladı

“Kral nerede?” diye sordu nöbetçiye.

“Kralı göremezsin, ama seni onun yeğenlerine götürebilirim.” dedi nöbetçi.

Adam Theseus’u bir ziyafet salonuna götürdü ve Theseus orada elli kuzenini masanın etrafında oturmuş yiyip içerlerken be eğlenirlerken gördü. Salon çok gürültülüydü; şarkılar söyleyen ozanlar, dans eden köle kızlar, bağıran ve küfreden sarhoş prensler vardı. Theseus sinirden dişlerini sıkıyordu ve çatık kaşlarıyla kapıda beklerken zevk düşkünlerinden biri onu gördü ve yüksek sesle şöyle dedi:

“Kapıdaki uzun boylu herife bakın! Bu adamın burada ne işi var?”

“Evet, kız yüzlü yabancı, burada ne işin var?” dedi diğeri.

“Ben, bizim ırkımızdan insanların vermekten hiç çekinmediği misafirperverliğinizi bekliyorum.” dedi Theseus.

“Biz de çekinmeyiz. Gel hadi, ye, iç ve misafirimiz ol.” diye bağırdılar.

“Geleceğim ama kralın misafiri olacağım. Kral nerede?” dedi Theseus.

“Kralı boş ver. Onun rahatı yerinde ve biz ülkeyi onun yerine yönetiyoruz.” dedi kuzenlerden biri.

Fakat Theseus cesur bir şekilde salonun içinden geçti ve kralı sormak için malikaneye gitti. Sonunda bir odada yalnız ve kederli bir şekilde oturan Aegeus’u buldu. Zavallı adamın endişeli yüzünü ve perişan halini görünce Theseus’un içi sızladı.

“Yüce Kral, ben Atina’ya gelen bir yabancıyım. Sizden yemek, koruma ve dostluk istemek için buradayım; çünkü biliyorum ki siz asla kendi soyunuzdan ve ırkınızdan bunları esirgemezsiniz” dedi Theseus.

“Sen kimsin, genç adam?” dedi kral.

“Ben Theseus.” diye cevapladı.

“Ne? Dünyayı dağ soyguncularından ve güreşçi Kerkyon’dan ve Prokrustes’ten ve acımasız Gerici’den kurtaran Theseus mu?”

“Evet, o kişi benim ve ben eski Troezen’den geldim, Saronik Denizi’nin öteki tarafından.” dedi Theseus.

Kralın rengi atmaya başladı.

“Troezen! Troezen!” diye bağırdı ve kendini doğrulayarak şöyle dedi: “Evet! Evet! Hoş geldin, cesur yabancı, Atina Kralı’nın verebileceği korunağa, yemeğe ve arkadaşlığa.”

Bir önceki yazımız olan 40 – THESEUS VE PROKRUSTES başlıklı makalemizde Prokrustes ve Theseus hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica