Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 47 – HARAÇ

47 – HARAÇ

Yıllar geldi geçti, her bahar güller açmaya başladığında yedi delikanlı ve yedi genç kız siyah yelkenli bir gemiye bindirildi ve ’un istediği haracı ödemek üzere Girit’e gönderildi. Atina’daki tüm evlerde keder ve endişe vardı, insanlar ellerini havaya kaldırıp Athena’ya yalvardılar “Ey Gökyüzü Kraliçesi, bu çile daha ne kadar sürecek?”

Bu arada denizin öteki tarafında ’deki küçük çocuk büyümüş, adam olmuştu. Adı, , herkesin ağzındaydı; çünkü gerçekten cesaret edilmesi zor işler başarmıştı. Nihayet babasını bulmak için Atina’ya gelmişti. Ama babası Kral onun yaşayıp yaşamadığını bilmiyormuş. Genç adam kendini tanıtınca kral evine davet etmiş ve herkes çok mutlu olmuş. Çünkü çok soylu bir prens, onlarla yaşamak ve şehri yönetmek için gelmişti.

Bir bahar zamanı daha geldi. Siyah yelkenli gemi denize açılmak için hazırlandı. Sert Girit askerleri sokaklarda yürüdü ve Kral Minos’un habercisi şehre seslendi:

“Ey Atinalılar, üç gün sonra haraç günüdür ve haraç ödenmelidir.”

Ardından evlerin kapıları kapandı ve ne dışarı çıkan oldu ne de içeri giren. Herkes üzgün bir şekilde evlerinde beklemeye koyuldu ve bu yıl kimin çocuklarının alınacağını merakla beklemeye başladı. Fakat genç prens, Theseus, bu durumdan hiçbir şey anlamadı; çünkü kimse ona haraç hakkında bir şeyler anlatmamıştı.

“Tüm bunlar da ne anlama geliyor? Bir Giritli, Atinalılar’dan ne hakla haraç alabilir?” diye çıkıştı Theseus. Aegeus onu hemen bir kenara çekip yaşlı gözlerle ona Kral Minos ile yaptıkları savaşı ve zalim ateşkes koşullarını anlattı.

“Şimdi daha fazla konuşma, herkesin öldürülmesindense birkaç kişinin ölmesi daha iyidir.” dedi kral üzülerek.

“Ama konuşacağım. Atinalılar Girit’e haraç vermeyecek. Ben bu delikanlılar ve genç kızlarla beraber gideceğim. Canavar Minatauros’u öldüreceğim. Kral Minos’a da kendi krallığında meydan okuyacağım.” diye hiddetlendi Theseus.

“Bu kadar aceleci olma! Minatauros’un evine bırakılan hiç kimse geri gelmedi. Unutma ki sen Atina’nın umudusun ve kendini böylesi büyük bir riske atmamalısın.” dedi kral.

“Benim Atina’nın umudu olduğumu mu söylüyorsun? Öyleyse, gitmekten başka ne yapabilirim ki?” dedi Theseus ve hemen hazırlanmaya başladı.

Üçüncü gün geldiğinde şehrin tüm delikanlıları ve genç kızları pazaryerinde toplandı; götürülecek olanlar seçilecekti. Kral Aegeus ve habercisi Girit’ten gelemeden ortaya iki kap konuldu. Kapların birine şehirdeki delikanlıların, diğerine de genç kızların sayısı kadar üre konuldu ve her bir kaptaki kürelerin yedisi siyah diğerleri beyazdı.

Sonra her genç kız sırayla, bakmadan, bir küre seçti. Siyah küreleri seçen kızlar kıyıda bekleyen siyah gemiye götürüldü. Delikanlılar da aynı işlemi uyguladı. Ama altı siya küre seçilmişti ki Theseus bir hışımla geldi ve şöyle dedi:

“Durun! Daha fazla küre seçmeyin. Yedinci delikanlı ben olacağım. Şimdi siyah gemiye gidelim ve yelken açalım.”

Ardından halk ve kral bir daha görmeyi ummadıkları delikanlılara ve genç kızlara son kez el sallamak için kıyıya indiler. Theseus hariç herkes çok üzgündü ve ağlıyordu.

“Tekrar geleceğim, baba.” dedi.

Gemiler demir aldı ve kuzey rüzgarı yelkenleri doldurdu; yedi delikanlı ve yedi genç kız, onları çok uzaklarda Girit’te bekleyen korkunç ölüme doğru yolculuğa koyuldu.

Bir önceki yazımız olan 46 – ACIMASIZ ANTLAŞMA başlıklı makalemizde Aegeus, Androgeos ve Minos hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica