Ana Sayfa / Tarihi Hikayeler / 7 – İO’NUN HİKAYESİ

7 – İO’NUN HİKAYESİ

7 – İO’NUN HİKAYESİ

Argos Kenti’nde adında bir bakire yaşardı. O kadar güzel ve iyi biriydi ki onu tanıyan herkes çok sever ve onun dünyada eşi benzeri olmadığını söylerdi. Zeus, ’nun ününü duyduğunda, bulutların arasındaki evinden onu görmek için Argos Kenti’ne indi. , onu o kadar çok memnun etti ve ona o kadar çok kibar ve akıllı davrandı ki Zeus tekrar tekrar geldi. ’ya daha yakın olabilmek için Zeus artık Argos’ta kalıyordu. , onun gerçekte kim olduğunu bilmiyordu, ama onun uzak topraklardan gelen bir prens olduğunu sanıyordu, çünkü Zeus genç bir adam kılığında karşısına çıkmıştı ve hiç de yeryüzünün ve gökyüzümün büyük kralı gibi gözükmüyordu.

Fakat Zeus ile birlikte yaşayan ve bulutların üstünde onun tahtını paylaşan , İo’yu hiç sevmedi. Zeus’un uzun zamandır evden uzakta olduğunu öğrendiğinde, bu güzel kıza elinden geldiği kadar zarar verme kararı aldı. Ve bir gün neler yapılabileceğini görmek için Argos Kenti’ne indi.

Zeus, Hera’yı daha kentten çok uzaktayken gördü ve onun neden geldiğini biliyordu. Bu yüzden İo’yu ondan korumak için beyaz bir ineğe çevirdi. Hera evine geri döndüğünde İo’yu eski haline getirmenin zor olmayacağını sanıyordu. Fakat kraliçe, ineği gördüğünde onun İo olduğunu hemen anladı.

“Ne kadar güzel bir ineğin var! Onu bana ver iyi Zeus, onu bana ver!” dedi Hera.

Zeus bunu yapmak istemiyordu, fakat Hera onu o kadar tatlı sözlerle kandırdı ki Zeus sonunda kabul etti ve ineği ona verdi. İo’yu kraliçeden geri almanın ve onu eski haline getirmenin çok uzun zaman almayacağını sanıyordu. Ama Hera güvenilmeyecek kadar zeki bir kadındı. İneği boynuzlarından tutup götürdü.

“Şimdi sevimli hizmetkârım, yaşadığın süre boyunca bu şekilde kalıp kalmayacağını göreceğim.” dedi Hera.

Daha sonra Hera, İo’yu normal bir insan gibi iki gözlü değil de yüz gözü olan adında acayip bir gözcünün sorumluluğuna verdi. onu sabahtan akşama kadar otlanıp “Moo! Moo!” diye bağıracağı bir bahçeye götürüp uzun bir iple ağaca bağladı. Güneş batıp karanlık bastığında İo soğuk yere uzandı ve uyuyuncaya kadar “Moo! Moo!” diye ağlayıp sızladı.

Onu ne duyan ne de kurtarmaya gelen vardı, çünkü Zeus ve Hera hariç hiç kimse bu beyaz ineğin herkesin sevdiği İo olduğunu bilmiyordu. Yüz gözlü Argus yakındaki bir tepenin üstünde onu izleyip durdu. Onun uyuduğunu asla göremezdiniz, çünkü gözlerinin yarısı uyurken diğer yarısı uyanıktı, böylece dönüşümlü olarak uyuyup izliyorlardı.

Zeus, İo’nun ne kadar kötü bir hayat içine sürüklendiğini görünce büyük bir üzüntü içine girdi ve onu kurtarma planları yapmaya başladı. Bir gün ayaklarında kanatları olan sinsi ’i çağırdı ve ona gidip İo’yu bahçeden uzaklara kaçırmasını emretti. bulutlardan aşağıya indi ve Argus’un beklediği tepenin yakınında durdu. Flütüyle hoş melodiler çaldı. Bu tam da gözcünün dinlemekten zevk aldığı şeydi ve ’i çağırdı. Yanına oturup flütünü çalmasını istedi.

Hermes, onun isteğini yerine getirdi ve hiç kimsenin duymadığı ezgileri çalmaya başladı. O çaldıkça garip, yaşlı Argus çimlerin üzerine uzanıp dinlemeye koyuldu ve kendisini hayatında ilk kez ayrıcalıklı hissetti. Fakat çok geçmeden bu hoş melodiler onu öyle sarıp sarmaladı ki birden tüm gözlerini kapadı ve derin bir uykuya daldı.

Bu tam Hermes’in istediğiydi. Zavallı Argus uyurken uzun, keskin kılıcını çıkarıp onun kafasını kesmek pek de cesurca bir davranış değildi. Sonra tepeden aşağı inip ineği serbest bıraktı ve onu Argos kendine geri götürmek için yola koyuldu.
Fakat Hera onu gözcüyü öldürürken görmüştü ve yolunu kesti. Hermes’e kızdı ve ona ineği vermesini emretti. Hera’nın yüzü o kadar öfkeliydi ki Hermes onu görür görmez kaçtı ve zavallı İo’yu kaderine terk etti.

Hera, tepede çimlerin üzerinde Argus’un ölü bedenini bulduğunda o kadar üzüldü ki onun gözlerini alıp tavus kuşunun kuyruğuna koydu: Siz onları bugün bile görebilirsiniz.

Daha sonra yarasa kadar büyük bir atsineği buldu. Ona tüm gün beyaz ineğin kulağında vızıldamasını ve onu sokmasını emretti, böylece İo hiç dinlenemeyecekti. Zavallı İo sinekten kurtulabilmek için bir o yana bir bu yana koşuşturdu. Sinek onu acı ve korkudan delirtene ve ölmek için yalvarıncaya dek rahatsız etti. Günler günleri kovaladı, İo ormanlardan ağaçsız yaylalara, sahillere kadar kaçtı.

Çok geçmeden denizin dar bir boğazına geldi, karşı tarafta dinlenebileceğini düşündü ve denize atlayıp karşıya yüzdü; bu yere o günden beri İneğin Denizi anlamına gelen Bosphorus (Boğaziçi) denilmektedir ve bu yerin okullarda kullandığınız haritalarda bu isimle belirtilmiş olduğunu görebilirsiniz. Daha sonra İo bu yabancı topraklarda yürümeye devam etti, fakat ne yaptıysa bir türlü atsineğinden kurtulamadı.

Bir zaman sonra zirveleri gökyüzüne dokunan karlı dağların olduğu yere geldi. Orada dinlenmek için durdu, soğuk dağlara baktı, her şeyin sakin ve muhteşem olduğu bu yerde ölmeyi diledi. Fakat bakınırken yeryüzü ile gökyüzünün tam ortasında kayalara zincirlenmiş büyük bir vücut gördü ve onun, ateşi insanlığa verdiği için Zeus’un kayalara zincirlettiği genç Titan Premeteus olduğunu hemen anladı.

“Benim acılarım onunkiler kadar büyük değil.” Diye düşündü ve gözleri yaşlarla doldu.

Sonra Prometeus aşağı bakıp onunla konuştu, sesi çok kibar ve sakindi:

“ Kim olduğunu biliyorum.” Dedi ve ona ümidini kaybetmemesini, önce güneye sonra batıya gitmesini ve çok geçmeden dinlenecek bir yer bulacağını söyledi.

Eğer yapabilseydi İo ona teşekkür edecekti, ama konuşmaya çalıştığında sadece “Moo!” diyebildi.

Prometeus konuşmaya devam etti ona eski haline dönüşeceği zamanın geleceğini ve kahramanlar ırkının anası olacağı için yaşaması gerektiğini söyledi. “Bana gelince, ben o anı bekleyeceğim; çünkü biliyorum ki o kahramanlardan biri zincirlerimi kıracak ve beni serbest bırakacak. Güle güle git!” diyerek konuşmasını bitirdi.

İo, cesaretlendirilmiş yüreğiyle, genç Titan’ı orada bırakıp yoluculuğuna başladı; Prometeus’un dediği gibi önce güneye sonra batıya. Atsineği onu eskisinden daha çok rahatsız ediyordu, ama o eskisi kadar korkmuyordu, çünkü kalbi umutla doluydu. Koca bir yıl yürüdü, sonunda Afrika’da Mısır topraklarına vardı. O kadar yorgundu ki daha fazla gidemedi ve görkemli Nil Nehri’nin kenarına dinlenmek için uzandı.

Eğer Zeus geçen tüm bu zamanda Hera’dan korkmasaydı İo’ya yardım edebilirdi. Fakat bu durum birden değişti, çünkü zavallı inek nehir kenarında uzanırken Kraliçe Hera da bulutlar arasındaki evinde uyukluyordu. Hera uykuya dalar dalmaz, Zeus ışık hızıyla denizler üzerinden Mısır’a gitti. Zalim atsineğini öldürüp nehre attı. Sonra eliyle ineğin başına dokundu ve artık inek yoktu; onun yerine genç kız İo duruyordu, solgun ve zayıftı, ama kendi topraklarında olduğu gibi hoş ve güzeldi. Zeus ne bir tek kelime etti ne de kendini yorgun ve titrek kıza gösterdi. Tekrar ışık hızıyla yükseklerdeki evine döndü, çünkü Hera’nın uyanıp yaptıklarını görmesinden korkuyordu.

Mısırlılar, İo’ya çok kibar davrandı ve güneşli topraklarında bir ev verdi. Çok geçmeden Mısır Kralı ondan karısı olmasını istedi ve onu kraliçesi yaptı. Nil Nehri’nin kıyısındaki mermerden malikânelerinde uzun ve mutlu bir hayat sürdüler. Yüzyıllar sonra İo’nun torunlarının torunlarının torunu, Prometeus’un zincirlerini kırdı ve insanoğlunun yüce dostunu özgür bıraktı.

Bu kahramanın adı Herkül’dü.

Çocuklarımıza anlatabileceğimiz güzel, eğlenceli, antik yunan hikayeleri, tanrılar ve kavgaları, bizim hikayelerimiz ile benzerlikleri.

Bir önceki yazımız olan 6 - SEL başlıklı makalemizde antik hikayeler, çocuklara hikayeler ve deukalion hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica